SÜLÛKU'L ÂŞIKÎN (HASAN HALVETÎ)
Sülûku'l-Âşıkîn
Hasan Halvetî (d. ?/1380? - ö. 845/1441)

ISBN: 978-9944-237-87-1


Sülûku'l-Âşıkîn, Hasan Halvetî (d. 1380?- ö. 1441)'nin tasavvufî mesnevisi. Eser, Amasya Bayezit İl Halk Kütüphanesinde 05 Ba 509 numarayla kayıtlı Mecmua’nın içinde 36b-133b sayfaları arasında yer almaktadır. 131a’daki “Kâtibün varıdı kurbı Hakkıla / Meşhûr idi adı Muhammedile” ifadelerinden eserin bizzatihi Hasan Hâce tarafından değil de “Muhammed” isimli birinin de katkılarıyla kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Edebiyat, dil ve İslâmî ilimler hususunda birikim sahibi olduğu anlaşılan “Muhammed’in bir kısım eserinin bulunabileceği düşünülse de eldeki bilgilerin azlığı sebebiyle bu hususta bir şey söylemek mümkün gözükmemektedir. Mecmua’nın sonundaki Kıssa-i Mûsâ’daki ketebe kaydında ise Kaya isminde birinin adı geçmektedir. Mecmua’daki diğer üç eserde ketebe kaydının olmayışı bu ismin müellife ait değil de müstensihe ait olduğu fikrini güçlendirmektedir. Muhtemelen Emir Sultan Dergahı müntesibi olan Kaya’nın ne zaman nerede yaşadığı belli değilse de kopya ettiği eserlerden hareketle en erken, Yahya b. Bahşi’nin eserinin telifinden sonra yaşamış olabileceği anlaşılmaktadır. Eserin telif tarihi de belli değildir. Ancak eserde “Adum çün oldı halka şeyh efendi / Ne bilsün beni bu halk eyü sandı” beytinin (Hasan Hâce t.y.a: vr. 65a) yer alması, eserin Hasan Hâce’nin 1429 ile 1441 yılları arasında Emir Sultan Dergâhı'nda postnişin olduğu zaman diliminde kaleme alındığını göstermektedir.

Sülûku'l-Âşıkîn’in konusunu aşk, remz, sır, terbiye, mürebbi, nesfin mertebeleri, kurb, halvet, şeriat, tarikat, marifet, hakikat gibi tasavvuf mevzuları ile seccade, ibrik, rüya, asa, hırka, sarık gibi tarikat adabı oluşturmaktadır. Bu meselelerle Hallac-ı Mansur, İmam Şibli, Hasan-ı Basri, Rabiatü'l-Adeviyye, Feridüddin Attar, Zünnun-ı Mısri, Süfyan-ı Sevri, İbrahim Edhem, Hz. Süleyman, Bayezid-i Bistami, Hz. Ayişe ve Hz. Hadice gibi pek çok kişi bu eserde çeşitli yönleriyle zikredilmiştir. Hasan Hâce’nin Yunus Emre gibi yapmacıklıktan uzak, samimi, coşkulu bir söyleyişi vardır. Sülûku'l-Âşıkîn her ne kadar mesnevi biçiminde yazılmış olsa da onun anlatımı kuru değildir. Canlı betimlemelerle birlikte esere serpiştirilmiş bir kaside ve yirmi kadar gazel okuyucunun dikkatini celbetmektedir. Bir diğer hususiyeti ise anlattığı soyut mevzuları somut olaylarla anlaşılır hâle getirmesidir. Özellikle Sülûku’l-Âşıkîn’deki çeşitli hayvanlar ve eşyaların kahramanı olduğu hikâyelerin döneminin meşhur Harname’sinden aşağı kalır tarafı yoktur. Bahri yumurtalarına bastırılmış tavuğun hikâyesi, terbiye edilmiş bir kedinin hikâyesi, gülile gilin hikâyesi, Mansur’la konuşan bir tarağın hikâyesi bunlardan bazılarıdır. Sülûku'l-Âşıkîn’de genel vezin fâilâtün fâilâtün fâilâtün olsa da yer yer veznin değiştiği görülmektedir. Mesnevide mefâîlün mefâîlün feûlün veznini de kullanan müellif gazellerinde müstefilâtün müstefilâtün müstefilâtün müstefilâtün, fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün, mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün kalıplarını kullanmıştır. Hatta gerek Sülûku'l-Âşıkîn’de gerekse İlâhiyât’ında heceyle yazdığı ilahileri de mevcuttur. Söylemek istediğini söylemek için bütün yolları kullanmayı zarurî gören Hasan Hâce bunda da başarılı olmuştur. Nazım birimi olarak ekseri beyit olsa da iç kafiye ile dörtlük havası veren gazelleri de vardır. Bu bakımdan halkın zevkine de hitap etmektedir. Yazmada bir hayli boş bırakılmış satır mevcuttur. Bu boşluklardan sonra konunun değişmesi, ilgili yerlerin başlıklar için ayrılmış olduğunu göstermektedir. Az sayıda başlık ise kırmızı mürekkeple Farsça veya Arapça yazılmıştır. Muhtemeldir ki bu boşluklarda “kasîde”, “gazel”, “mesnevî”, “ve lehü eyzan” gibi kendinden sonra gelen nazım türü ile ilgili bir başlık veya eserin bölümlerini gösteren “bâb” ve “fasl” isimlerinin ardından konunun Farsça veya Arapça adı yer almaktaydı. Ayrıca satır aralarında yer yer kırmızı mürekkeple okuyucunun dikkatini çekmek ve onları çeşitli şeylerden sakındırmak için “mahzere’l-uşşâk” ifadeleri de yazılmıştır. Bazen bunların yerlerinin boş bırakılıp yazılmadığı da olmaktadır. Eserin dili oldukça sadedir. Süssüz, açık, anlaşılır bir dil kullanmıştır. Ancak yer yer üç dil bilmenin getirdiği bir maharetle Türkçe beyitlerin yanında Arapça ve Farsça mısralar da yerleştirmiştir. Bazı başlıkların da dönemin temayüllerine göre Farsça ve Arapça olduğu görülmektedir. Ancak onun metindeki "Pes iy azîz-i mâ, Şeyh Sadî’nün Fârsîde icmâlini biz Türkîde tafsîl idelüm tâ kim her kişi bunun manâsını duyup andan istimdâd ideler." ifadeleri onun Türkçeyi niçin açık ve anlaşılır kullandığının izahıdır. Görülüyor ki dil onun için büyük kitleleri irşadın en tesirli aracıdır.

Hasan Halvetî’nin Sülûku’l-Âşıkîn’i, Uyğur (2016) tarafından tıpkıbasımı, gramatikal dizini ve dil incelemesiyle birlikte yayımlanmıştır.

Yazarın biyografisi için bk. “Hasan Halvetî”, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/hasan-halveti

Eserden Örnekler


Mesnevi

Dinle imdi bir hikâyet nazmile

Aslına asl olan gelsün dile


Halkdur çün aslına bî-asl olan

Delidür bî-asla kurbiyyet kılan


Terbiyyet dahı gerekdür didiler

Aslı ammâ dahı yigrek didiler


Aslıla terbiyyenün fevkı nedür

Dinle zâhirde hikâyet nitedür


Pes yine şeh-zâdei gör kim n'ider

Cân u dilden aklıla tedbîr ider


Fikri sahrâsına taldı bir zamân

Kim derûndan ilm-i gayb ola ayân


Varıdı şâhun katında bir çetük

Nev-cüvânidi dahı degül atîk


Diledi-kim terbiye kıla buna

Sanatıla hikmeti ögrede ana


Gör ki şeh-zâdei ol-dem n'eyledi

Dün ü gün çetügi ta’lîm eyledi


Bir niçe şeb rûz geçdi aradan

Hissile anlatdı ana Yaradan


Çün işâretle oturubaşladı

Her ne-kim buyursa derhâl işledi


Mûm döner oldı bu kez çetük yine

Terbiye kıldı ana döne döne (Uyğur 2016b: 217).

Kaynakça


Hasan Hâce (t.y.). Sülûki’l-Âşıkîn. Amasya Beyazıt İl Halk Kütüphanesi. no: 05 Ba 509/3.

Uyğur, Sinan (2013). Hasan Hâce B. Yûsuf (Rumeli-Yenişehir, 138? – Kudüs, 1441) ve Eserleri. Ekev Akademi Dergisi. Yıl: 17.  57 (Güz 2013):  283-294.

Uyğur, Sinan (2016a). Hasan Halvetî’nin Dîvân-ı İlâhiyât’ı (Giriş-İnceleme-Metin-Dizin-Tıpkıbasım). Erzurum: Fenomen.

Uyğur, Sinan (2016b). Hasan Halvetî’nin Sülûku’l-Âşıkîn’i (Giriş-İnceleme-Metin-Dizin-Tıpkıbasım). Ankara. Altınordu.


Atıf Bilgileri


UYĞUR, SİNAN. "SÜLÛKU'L ÂŞIKÎN (HASAN HALVETÎ)". Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü, http://tees.yesevi.edu.tr/madde-detay/suluku-l-asikin. [Erişim Tarihi: 27 Şubat 2026].


Benzer Eserler

# Madde Yazar Madde Yazarı İşlem
1 MÜZÎLÜ'Ş-ŞÜKÛK (HASAN HALVETÎ) Hasan Halvetî Doç. Dr. SİNAN UYĞUR
Görüntüle
2 İLÂHİYÂT (HASAN HALVETÎ) Hasan Halvetî Doç. Dr. SİNAN UYĞUR
Görüntüle
3 MENÂKIBÜ’L-ÂRİFÎN (EFLÂKÎ) Eflâkî, Eflâkî Dede, Eflâkî Ahmed Ârifî, Ârifî Doç. Dr. Mehmet Ünal
Görüntüle
4 MEVHÛB-I MAHBÛB (ŞEYHOĞLU) Şeyhoğlu, Baba Yusuf Sivrihisarî Araş. Gör. Harun ALKAN
Görüntüle
5 MÜNYETÜ'L-EBRÂR VE GUNYETÜ'L-AHYÂR (ABDURRAHÎM) Abdurrahîm, Abdurrahîm Karahisârî, Şeyh Abdurrahîm Karahisârî, Abdurrahîmu’l-Karahisârî, Abdurrahîm Sultân, Abdurrahîm Mısırlı-zâde, Mısırlı-zâde, Mısrîoğlu, Mısrî Sultân Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Taha Orhan
Görüntüle
6 TABSİRATÜ’L-MÜBTEDİ VE TEZKİRETÜ-İ-MÜNTEHİ (KONEVÎ) Konevî, Sadreddin Doç. Dr. Mevlüt Gülmez
Görüntüle
7 KİTÂBÜ’L-MÜNTEHÂ EL-MÜŞTEHÂ ALE’L-FÜSÛS (AHMED BÎCÂN) Ahmed-i Bîcân, Ahmed Bîcân, Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân, Şeyh Ahmed Bîcân Efendi bin Sâlih Efendi, Ahmed İbnü’l-Kâtib Dr. Mehmet Bilal Yamak
Görüntüle
8 RİSÂLE-İ ZİKRULLAH (AKŞEMSEDDİN) Akşemseddin, Şemseddin Muhammed Araş. Gör. Harun ALKAN
Görüntüle
9 MİSBÂHU’L-ÜNS BEYNE’L-MA’KÛL VE’L-MEŞHÛD FÎ-ŞERHİ MİFTÂHİ’L-GAYB (FENÂRÎ) Fenârî, Mollâ Fenârî, Şemseddîn Muhammed b. Hamza, Şemseddîn Muhammed Efendi Diğer Edibe Taş
Görüntüle
10 ŞERH-İ HADİS-İ ERBÂİN (SOMUNCU BABA) Somuncu Baba Prof. Dr. Enbiya Yıldırım
Görüntüle
11 ZİKİR RİSÂLESİ/ KELİME-İ TEVHİD ZİKRİ RİSÂLESİ (SOMUNCU BABA) Somuncu Baba, Hamîdüddîn-i Aksarâyî Diğer Tuğba Nurlu Ertürk
Görüntüle
12 KÂŞİFÜ'L-ESTÂR AN VECHİ'L-ESRÂR (ŞEYH HÂMİD-İ VELÎ) Şeyh Hâmid-i Velî Öğretmen TALAT OLGUN
Görüntüle