- Yazar Biyografisi (TEİS)
Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed - Madde Yazarı: Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal
- Eser Yazılış Tarihi:751/1350-51
- Yazıldığı Saha:Anadolu-Osmanlı
- Edebiyat Alanı:Yazılı Edebiyat / Divan Edebiyatı
- Dönemi:Başlangıç-15. Yüzyıl
- Dili:Türkçe
- Alfabesi:Arap
- Yapısı:Manzum
- Niteliği:Tercüme
- Türü/Formu:Mesnevi
- Yayın Tarihi:29/11/2021
SÜHEYL Ü NEVBAHÂR / KENZÜ’L-BEDÂYİ’ / NEV-BAHÂR U SÜHEYL / SÜHEYL-NÂME (MES’ÛD)
çift kahramanlı aşk mesnevisiHoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed (d. ? - ö. 803/1400-01’ten önce)
ISBN: 978-9944-237-87-1
Hoca Mes’ûd’un, Yemen padişahının oğlu Süheyl ile Çin fağfurunun kızı Nevbahâr arasında geçen aşk hikâyesini Türkçeye çevirdiği manzum eser. Şair, Farsçadan çevirdiği eserin kime ait olduğundan söz etmez. Bugüne kadar Fars edebiyatında bu adda bir esere rastlanmadığından bu durum, araştırmacıları farklı kanaatlere sevk etmiştir (Geniş bilgi için bk. Dilçin 1999: 43-60). Eserin Berlin Devlet Kütüphanesi ve Cem Dilçin’in şahsi kütüphanesinde bulunan iki yazma nüshası bilinmektedir. Eserin herhangi bir padişaha sunulduğuna dair bir bilgi bulunmamakla beraber Dilçin, babasından intikal eden nüshadaki 16 minyatürün varlığının, nüshanın padişaha sunulmak amacıyla hazırlandığını gösterdiğini söyler (1996: 33). Mesnevi nazım şekliyle ve aruzun feûlün feûlün feûlün feûl kalıbında yazılan eser, Dilçin neşrine göre 5703 beyitten ibarettir. Hoca Mes’ûd’un sebeb-i telifte anlattığına göre eserin ilk bin beytini kendi isteğiyle yeğeni İzzeddîn'e çevirtmiş, kalan kısmı kendisi tamamlamıştır. Dilçin, bu sayının yuvarlama olduğunu, gerçekte İzzeddîn’in çevirdiği kısmın 1047 beyit olduğunu ifade eder (1999: 51). Eser, Süheyl ü Nev-bahâr adıyla tanınması ve yayımlanmasına rağmen şair hâtime bölümünde eserinin adını Kenzü’l-Bedâyi’ koyduğunu, eğer bu ad beğenilmezse Nev-bahâr u Süheyl adının da eseri için lakap gibi olduğunu söyleyerek (Dilçin 1999: 576) alternatif bir ad da sunar. Cem Dilçin nüshasının zahriyesinde ise Kitâb-ı Envâr-ı Süheyl-nâme adı yazmaktadır. Firdevsî-i Rûmî’nin de eseri Süheyl-nâme olarak anmasına (Dilçin 1999: 49) bakılırsa eserin bu adla da bilindiği söylenebilir. Müellif, eserini 751/1350-51 yılında bitirdiğini eserinde lafzen bildirir (Dilçin 1999: 219). Mes’ûd, eserinde çeviri yöntemine ilişkin de bilgiler verir. Kuru bir metin olarak kalacağını düşündüğü motomot çeviri yerine, kendisinden de yorumlar katarak özgün bir çeviri yaptığını belirtir.
Eserde geçen olayın kısa özeti şöyledir: Yemen ülkesinin Bahr adlı zengin padişahının çocuğu olmamaktadır. Hazinelerini cömertçe açtığı halkının duasıyla Süheyl adlı çok güzel bir erkek çocuk sahibi olur. Mükemmel bir eğitim alan Süheyl babasının yerine tahta geçince babası kırk odalı hazinesini de Süheyl’e verir ancak bir odanın anahtarını teslim etmez. Süheyl babasından gizlice anahtarı bulur ve o odaya girer. Kubbede asılı resimdeki güzele âşık olur. Derdinden yataklara düşer. Resmi yapan nakkaşı bularak bu suretin kime ait olduğunu sorar. Resimdeki güzel, Çin fağfurunun kızı Nevbahâr’dır. Süheyl, nakkaşı da yanına alarak büyük bir ordu ve hazinesiyle Çin’e doğru yola çıkar. Oraya vardığında büyük ziyafetler verir, herkese armağanlar dağıtır. Böylece zenginliği ve cömertliği Çin sarayına kadar duyulur. Nevbahâr bir gece rüyasında göğsüne konan bir kuşun yüreğini çıkarıp aldığını görür. Dadısı bunun hayırlı bir rüya olduğunu söyleyerek güzel yüzlü, iyi bir padişahın kendisine âşık olduğuna yorumlar. Sonra bir rüya daha görür. Rüyasında gördüğü yiğidin, namını duyduğu Süheyl olduğunu düşünerek ona âşık olur. Fağfur Şah ile Süheyl tanışırlar, meclisler kurup sohbetler ederler. Fağfur Şah onu çok sever ve dilerse ülkesine bir ev yapıp burada kalabileceğini söyler. Süheyl, nakkaşa Nevbahâr’ın sarayının karşısına büyük bir saray inşa etmesini söyler. On iki günde sarayın inşası tamamlanır. Nakkaş sarayın bahçesine öyle bir havuz yapar ki, Nevbahâr sarayın damına çıktıkça aksi havuzun suyuna düşecektir. Ancak nakkaş Süheyl’e böyle durumlarda suya kesinlikle bakmamasını tembihler. Süheyl kopuz çaldıkça Nevbahâr dama çıkarak onu izler fakat Süheyl ne dönüp bakabilir ne de havuzdaki aksini seyredebilir. Bir gün dayanamayarak dönüp bakınca Nevbahâr’ı görür ve âdeta çarpılır. Nevbahâr da elindeki turuncu Süheyl’e atarak ona olan ilgisini gösterir. Nihayet buluşurlar. Süheyl, bir gece Nevbahâr’ın iki bölük edip sarkıttığı uzun saçlarına tutunarak saraya tırmanır. O gece sabaha kadar yer, içer, kopuz çalar, eğlenir, sevişirler. Süheyl, Nevbahâr’ı alıp götürmek istemektedir. Babasından şehirden ayrılmak için izin ister. Olup bitenden haberi olmayan fağfur, Süheyl’in gitmesine izin verir. Onuruna verdiği ziyafette Nevbahâr cariye kılığına girerek babası ve kardeşlerini sarhoş edip Süheyl ile kaçmayı planlar. Süheyl buluşma yerinde Nevbahâr’ı beklerken uyuyakalır. Nevbahâr, babasının düşmanı Sa’lûk adlı bir eşkiyanın eline düşer ancak onu kandırarak kurtulur. Bu arada Fağfur Şah durumu öğrenince Yemen ordusuna savaş ilan eder ve onları yenerek nakkaşı esir alır. Nakkaş olup biteni anlatınca fağfur pişmanlık duyar ve nakkaşı serbest bırakır. Nakkaş Süheyl’i aramak için yollara düşer. İki sevgili daha pek çok maceralar yaşarlar, tehlikeler atlatırlar. Nihayet Yûn adlı bir şehirde yeniden karşılaşırlar. Nevbahâr bütün şehir halkını toplar ve meydana iki taht kurdurur. Birine kendisi, diğerine Süheyl oturur. Sa’lûk ve kavuşmalarına mani olan diğerlerini cezalandırır. Süheyl’i kendi yerine tahta geçirir. Nakkaş’ı da vezir yaparlar. Yedi gün yedi gece süren düğünle muratlarına ererler. Süheyl hem Çin fağfuruna hem de kendi babasına mektup yazarak durumu bildirir ve onların da gönüllerini alır. Hümâm adını verdikleri bir oğulları olur. Süheyl, babasının ısrarlı çağrısı üzerine oğlunu Tûfân tahtına oturtup Yemen’e döner. Babası öldükten sonra tahta geçer ve ülkesini adaletle yönetir.
Aslında psikolojik olarak hikâye ilk vuslatta biter. Vuslat gerçekleştiği için sonraki bütün olaylar ayrıntı gibi kalmaktadır. Bunu bir kurgu zaafı olarak değerlendirmek mümkündür. Süheyl ü Nevbahâr, özetten de anlaşılacağı gibi hem konu hem motifler ve olaylar hem mekân hem de kahramanlar yönünden çift kahramanlı aşk mesnevilerinin hemen bütün özelliklerini barındıran bir eserdir. 14. yüzyıl gibi Anadolu’daki yazılı edebiyatımızın ilk örneklerinin verildiği bir döneme ait olması hasebiyle Türk dili tarihi açısından da son derece önemlidir. Nitekim eserin dili üzerine birçok akademik çalışma (Genç 2003; Ocak 2006; Taş 2010; Akdemir 2011; Gaddar 2012; Altınay 2017) yapılmıştır. Süheyl ü Nevbahâr; Yûsuf u Züleyhâ, Ferhâd u Şîrîn, Leylâ vü Mecnûn gibi Türk edebiyatındaki diğer çift kahramanlı aşk hikâyeleri gibi yaygınlaşmamıştır. Latîfî, Behiştî’nin aynı adda bir eserinden söz etmekteyse de (Canım 2000: 195) elde herhangi bir nüshası yoktur. Süheyl ü Nevbahâr’ın Bekâyî tarafından kaleme alınan mensur bir versiyonu da vardır (Ece 2003).
Cem Dilçin tarafından doktora tezi olarak hazırlanan (1984) Süheyl ü Nevbahâr bilahare yayımlanmıştır (1991). Eserin metni bir yüksek lisans tezi olarak da çalışılmış (Ciğa 2013a), başka bir araştırmacı tarafından da kitaplaştırılmıştır (Cin 2012). Dilçin tarafından neşredilen metin üzerine yapılan bazı değerlendirme yayınlarından da (Tezcan 1994, 1995; Ciğa 2013b; Özçelik 2014) söz etmek gerekir.
Şairin biyografisi için bk. “Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed”. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/hoca-mesud-mesud-bin-ahmed
Eserden Örnekler
Meşgûl Şuden-i Nakkâş Be-İmâret Kerden-i Sarây
Çü tan atdı gün togmaga tutdı yüz
Süheyl’e nakâş geldi gönli yavuz
Didi nite geçdi şehün gicesi
Dilegi nite oldı vü nicesi
Nakâşa Süheyl eydür iy bilgilü
Eger çâre kılmazsan oldum delü
Ki dün giceye dek gice tanlaya
Çalup ırlar idüm ki ol anlaya
Ünüm işidüben tama agmadı
Girü yini ay bigi uyagmadı
Çü tama agup kimsene bahmadı
Gözüm yaşı yir komadı ahmadı
Nakâş didi ivmek degüldür revâ
Dahı dün gelüpsin sen işbu eve
Bugün ol senün oldugın dilemek
Dahı görmedin ana diş bilemek
Degül maslahat key düriş sabr ile
Ki hâsıl olasıdur iş sabr ile
Otur sen sarâyunda kapular aç
Gelene yiyesi dök ü akça saç
Gele ulu kiçi vü yohsul u bay
Teferrüc kılalar kim oldur kolay
Ki şarda vü ilde yayıla çavun
Ola kim kolayuna düşe avun
Çü bu sözi didi vü oturdılar
Ne kim perde var idi götürdiler
Tamâmet şarun kavmi hep geldiler
Sarâya çü girmege yol buldılar
Er avret ne kim şârun içinde var
Kamu geldiler eyle kim Nev-bahâr
Ana iltifât hîç kılmaz idi
Göreyüm diyü tama gelmez idi
Anar idi anı hep ulu kiçi
Anun sözi tolmış idi şâr içi
Hatunlar anı Nev-bahâr’a öger
Ki bir dahı görebileydük meger
İşidür bilür kim niçündür işi
Ne kendü varur ne viribir kişi
Velî ışk ile tolmış idi tamâm
Delü anı ışk kılmış idi tamâm
Olup idi ol ışk ile bî-karâr
Götürmese kendüzin ana ne var
Onar idi kim fursat olayidi
Anı görmege tama geleyidi
Süheyl'ün dahı bu yana ahvâli
İşid eydeyüm kim ne durur hâli
Bu nesneye dutardı ümmîd ana
Kim ol mâh-rū bir görine bana
Dün ü günin anca figân eyledi
Yaşın seyl gibi revân eyledi
Nakâşa Süheyl eydür iy mihr-i pâk
Eger çâre kılmazsan oldum helâk
Bu resme işümüz eyü olmaya
Turup Nev-bahâr odaya gelmeye
Dirîgâ esirgeyicim yok benüm
Garîblıkda uş ayrılısar cânum
Nideyim bulınmadı bir kimsenem
Ki sile gözüm üzre görürse nem
Çü evvel sen işledün işbu işi
Bu kez ger görürsen revâ iy kişi
Ki gövdem eriye vü yaşum aka
Yarın sen viresin cevâbın Hak’a
Bunı diyüp agladı ol bagrı baş
Oda yandı bî-çâre miskîn nakâş
Özi göyneyüben didi_iy pâdişâh
Elümde ne vardur yâ nedür günâh
Ne çâre kılam bilmezem neyleyem
Bu râzı eyit kim kime söyleyem
Diler isem atası virmeyiser
Dilegün elümüze girmeyiser
Yüzün suyile sabr itmek gerek
Ögüt işidüp anı tutmak gerek
Agır başlu ol yiynicek olma sen
Ki agır baş olur hemîşe esen
Eger diler isen ki işün bite
İleyüne bak gözlemegil öte
Bu ışk işi iy niçe baş yitürür
Çekimez kişinün yükin yitürür
Dahı bir yaramaz anı aldamah
Viribisem altun u kimhâ vü nâh
Atası katından gidermez anı
Teninde anun ile turur cânı
Ne bilem bu derde ne dermân ola
Meger çâre kılıcı rahmân ola (Dilçin 1991: 286-289)
Kaynakça
Akdemir, Yılmaz (2011). Süheyl ü Nevbahâr'ın Gramatikal Dizini, Yüksek Lisans Tezi. Diyarbakır: Dicle Üniversitesi.
Altunay, Nilay (2017). Süheyl ü Nevbahar'ın Söz Varlığı Üzerine Tematik Bir İnceleme. Yüksek Lisans Tezi. Edirne: Trakya Üniversitesi.
Ciğa, Özkan (2013a). Süheyl ü Nevbahâr (Metin-Aktarma, Art Zamanlı Anlam Değişmeleri, Dizin). Yüksek Lisans Tezi. Diyarbakır: Dicle Üniversitesi.
Ciğa, Özkan (2013b). “Süheyl ü Nevbahâr Üzerine Düzeltmeler”. TEKE Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, 2 (4): 230-239.
Cin, Ali (hzl.) (2012). Mes'ûd Bin Ahmed Süheyl ü Nev-Bahâr (Kenzü'l-Bedâyi) -İnceleme-Metin-. Konya: Eğitim Kitabevi.
Dilçin, Cem (1984). Hoca Mes’ûd bin Ahmed, Süheyl ü Nev-bahâr (İnceleme-Metin-Sözlük). Doktora Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi.
Dilçin, Cem (hzl.) (1991). Mes’ûd bin Ahmed, Süheyl ü Nev-bahâr: İnceleme-Metin-Sözlük. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yay.
Ece, Selami (hzl.) (2003). Bekayî - Mensur Süheyl ü Nevbahar (İnceleme-Metin-Sözlük). Ankara: Aktif Yayınevi.
Gaddar, Zeliha (2012). Süheyl ü Nevbahâr'ın Dilbilgisel Özellikleri ve Dizini. Yüksek Lisans Tezi. Denizli: Pamukkale Üniversitesi.
Genç, Neslin Eriha (2003). Süheyl ü Nev-Bahar'daki İkilemeler. Yüksek Lisans Tezi. Mersin: Mersin Üniversitesi.
Ocak, Fatih (2006). Süheyl ü Nevbahâr'daki Kelime Grupları. Yüksek Lisans Tezi. Niğde: Niğde Üniversitesi.
Özçelik, Sadettin (2014). “Süheyl ü Nev-Bahar Üzerine Düzeltmeler.” TEKE Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, 3 (2): 62-79.
Taş, İbrahim (2010). Süheyl ü Nev-bahârda Eskicil Öğeler. İstanbul: Palet Yay.
Tezcan, Semih (1994). Süheyl ü Nev-bahâr Üzerine Notlar. Ankara: Simurg Kitapçılık ve Yayıncılık.
Tezcan, Semih (1995). “Süheyl ü Nev-bahâr Üzerine Notlara Birkaç Ekleme”. Türk Dilleri Araştırmaları, (5): 239-245.
Atıf Bilgileri
Benzer Eserler
| # | Madde | Yazar | Madde Yazarı | İşlem | ||
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | FERHENG-NÂME-İ SA’DÎ / TERCÜME-İ FERHENG-NÂME-İ SA’DÎ (MES’ÛD) | Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed | Dr. Öğr. Üyesi Fatma İmamoğlu |
Görüntüle | ||
| 2 | KELÎLE VE DİMNE (MES’ÛD) | Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed | Prof. Dr. Sadık Yazar |
Görüntüle | ||
| 3 | KELÎLE VE DİMNE [MANZUM] (MES’ÛD) | Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed | Prof. Dr. Sadık Yazar |
Görüntüle | ||
| 4 | CÂMASB-NÂME (ABDÎ) | Abdî, Mûsâ | Prof. Dr. Müjgân Çakır |
Görüntüle | ||
| 5 | TERCÜME-İ KASÎDE-İ BÜRDE (ABDURRAHÎM) | Abdurrahîm, Abdurrahîm Karahisârî, Şeyh Abdurrahîm Karahisârî, Abdurrahîmu’l-Karahisârî, Abdurrahîm Sultân, Abdurrahîm Mısırlı-zâde, Mısırlı-zâde, Mısrîoğlu, Mısrî Sultân | Doç. Dr. Bünyamin Ayçiçeği |
Görüntüle | ||
| 6 | RİSÂLE Fİ’L-MEBDE’İ VE’L-MA’ÂD (ABDURRAHÎM) | Abdurrahîm, Abdurrahîm Karahisârî, Şeyh Abdurrahîm Karahisârî, Abdurrahîmu’l-Karahisârî, Abdurrahîm Sultân, Abdurrahîm Mısırlı-zâde, Mısırlı-zâde, Mısrîoğlu, Mısrî Sultân | Öğretmen Ece Ceylan |
Görüntüle | ||
| 7 | NEKÂVETÜ’L-EDVÂR (HÂCE ABDÜLAZÎZ) | Abdülazîz, Abdülkâdir-zâde, Hâce Abdülazîz, Usta Abdülazîz | Doç. Dr. Recep Uslu |
Görüntüle | ||
| 8 | DÎVÂN (ADLÎ) | Adlî, Sultân Bâyezîd-i Velî bin Fâtih Sultân Mehmed | Prof. Dr. YAVUZ BAYRAM |
Görüntüle | ||
| 9 | DÎVÂN-I TÜRKÎ (ADNÎ) | Adnî, Mahmûd Paşa | Dr. Öğr. Üyesi Hulusi Eren |
Görüntüle | ||
| 10 | DÎVÂN-I FÂRİSÎ (ADNÎ) | Adnî, Mahmûd Paşa | Dr. Öğr. Üyesi Hulusi Eren |
Görüntüle | ||
| 11 | DÎVÂN (ÂFİTÂBÎ) | Âfitâbî | Prof. Dr. Yunus KAPLAN |
Görüntüle | ||
| 12 | DÎVÂN (ÂHÎ) | Âhî, Benli Hasan, Dilsiz Dânişmend | Doç. Dr. Osman Kufacı |
Görüntüle | ||
| 13 | HÜSREV Ü ŞÎRÎN (ÂHÎ) | Âhî, Benli Hasan, Dilsiz Dânişmend | Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal |
Görüntüle |