SÜHEYL Ü NEVBAHÂR / KENZÜ’L-BEDÂYİ’ / NEV-BAHÂR U SÜHEYL / SÜHEYL-NÂME (MES’ÛD)
çift kahramanlı aşk mesnevisi
Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed (d. ? - ö. 803/1400-01’ten önce)

ISBN: 978-9944-237-87-1


Hoca Mes’ûd’un, Yemen padişahının oğlu Süheyl ile Çin fağfurunun kızı Nevbahâr arasında geçen aşk hikâyesini Türkçeye çevirdiği manzum eser. Şair, Farsçadan çevirdiği eserin kime ait olduğundan söz etmez. Bugüne kadar Fars edebiyatında bu adda bir esere rastlanmadığından bu durum, araştırmacıları farklı kanaatlere sevk etmiştir (Geniş bilgi için bk. Dilçin 1999: 43-60). Eserin Berlin Devlet Kütüphanesi ve Cem Dilçin’in şahsi kütüphanesinde bulunan iki yazma nüshası bilinmektedir. Eserin herhangi bir padişaha sunulduğuna dair bir bilgi bulunmamakla beraber Dilçin, babasından intikal eden nüshadaki 16 minyatürün varlığının, nüshanın padişaha sunulmak amacıyla hazırlandığını gösterdiğini söyler (1996: 33). Mesnevi nazım şekliyle ve aruzun feûlün feûlün feûlün feûl kalıbında yazılan eser, Dilçin neşrine göre 5703 beyitten ibarettir. Hoca Mes’ûd’un sebeb-i telifte anlattığına göre eserin ilk bin beytini kendi isteğiyle yeğeni İzzeddîn'e çevirtmiş, kalan kısmı kendisi tamamlamıştır. Dilçin, bu sayının yuvarlama olduğunu, gerçekte İzzeddîn’in çevirdiği kısmın 1047 beyit olduğunu ifade eder (1999: 51). Eser, Süheyl ü Nev-bahâr adıyla tanınması ve yayımlanmasına rağmen şair hâtime bölümünde eserinin adını Kenzü’l-Bedâyi’ koyduğunu, eğer bu ad beğenilmezse Nev-bahâr u Süheyl adının da eseri için lakap gibi olduğunu söyleyerek (Dilçin 1999: 576) alternatif bir ad da sunar. Cem Dilçin nüshasının zahriyesinde ise Kitâb-ı Envâr-ı Süheyl-nâme adı yazmaktadır. Firdevsî-i Rûmî’nin de eseri Süheyl-nâme olarak anmasına (Dilçin 1999: 49) bakılırsa eserin bu adla da bilindiği söylenebilir. Müellif, eserini 751/1350-51 yılında bitirdiğini eserinde lafzen bildirir (Dilçin 1999: 219). Mes’ûd, eserinde çeviri yöntemine ilişkin de bilgiler verir. Kuru bir metin olarak kalacağını düşündüğü motomot çeviri yerine, kendisinden de yorumlar katarak özgün bir çeviri yaptığını belirtir.

Eserde geçen olayın kısa özeti şöyledir: Yemen ülkesinin Bahr adlı zengin padişahının çocuğu olmamaktadır. Hazinelerini cömertçe açtığı halkının duasıyla Süheyl adlı çok güzel bir erkek çocuk sahibi olur. Mükemmel bir eğitim alan Süheyl babasının yerine tahta geçince babası kırk odalı hazinesini de Süheyl’e verir ancak bir odanın anahtarını teslim etmez. Süheyl babasından gizlice anahtarı bulur ve o odaya girer. Kubbede asılı resimdeki güzele âşık olur. Derdinden yataklara düşer. Resmi yapan nakkaşı bularak bu suretin kime ait olduğunu sorar. Resimdeki güzel, Çin fağfurunun kızı Nevbahâr’dır. Süheyl, nakkaşı da yanına alarak büyük bir ordu ve hazinesiyle Çin’e doğru yola çıkar. Oraya vardığında büyük ziyafetler verir, herkese armağanlar dağıtır. Böylece zenginliği ve cömertliği Çin sarayına kadar duyulur. Nevbahâr bir gece rüyasında göğsüne konan bir kuşun yüreğini çıkarıp aldığını görür. Dadısı bunun hayırlı bir rüya olduğunu söyleyerek güzel yüzlü, iyi bir padişahın kendisine âşık olduğuna yorumlar. Sonra bir rüya daha görür. Rüyasında gördüğü yiğidin, namını duyduğu Süheyl olduğunu düşünerek ona âşık olur. Fağfur Şah ile Süheyl tanışırlar, meclisler kurup sohbetler ederler. Fağfur Şah onu çok sever ve dilerse ülkesine bir ev yapıp burada kalabileceğini söyler. Süheyl, nakkaşa Nevbahâr’ın sarayının karşısına büyük bir saray inşa etmesini söyler. On iki günde sarayın inşası tamamlanır. Nakkaş sarayın bahçesine öyle bir havuz yapar ki, Nevbahâr sarayın damına çıktıkça aksi havuzun suyuna düşecektir. Ancak nakkaş Süheyl’e böyle durumlarda suya kesinlikle bakmamasını tembihler. Süheyl kopuz çaldıkça Nevbahâr dama çıkarak onu izler fakat Süheyl ne dönüp bakabilir ne de havuzdaki aksini seyredebilir. Bir gün dayanamayarak dönüp bakınca Nevbahâr’ı görür ve âdeta çarpılır. Nevbahâr da elindeki turuncu Süheyl’e atarak ona olan ilgisini gösterir. Nihayet buluşurlar. Süheyl, bir gece Nevbahâr’ın iki bölük edip sarkıttığı uzun saçlarına tutunarak saraya tırmanır. O gece sabaha kadar yer, içer, kopuz çalar, eğlenir, sevişirler. Süheyl, Nevbahâr’ı alıp götürmek istemektedir. Babasından şehirden ayrılmak için izin ister. Olup bitenden haberi olmayan fağfur, Süheyl’in gitmesine izin verir. Onuruna verdiği ziyafette Nevbahâr cariye kılığına girerek babası ve kardeşlerini sarhoş edip Süheyl ile kaçmayı planlar. Süheyl buluşma yerinde Nevbahâr’ı beklerken uyuyakalır. Nevbahâr, babasının düşmanı Sa’lûk adlı bir eşkiyanın eline düşer ancak onu kandırarak kurtulur. Bu arada Fağfur Şah durumu öğrenince Yemen ordusuna savaş ilan eder ve onları yenerek nakkaşı esir alır. Nakkaş olup biteni anlatınca fağfur pişmanlık duyar ve nakkaşı serbest bırakır. Nakkaş Süheyl’i aramak için yollara düşer. İki sevgili daha pek çok maceralar yaşarlar, tehlikeler atlatırlar. Nihayet Yûn adlı bir şehirde yeniden karşılaşırlar. Nevbahâr bütün şehir halkını toplar ve meydana iki taht kurdurur. Birine kendisi, diğerine Süheyl oturur. Sa’lûk ve kavuşmalarına mani olan diğerlerini cezalandırır. Süheyl’i kendi yerine tahta geçirir. Nakkaş’ı da vezir yaparlar. Yedi gün yedi gece süren düğünle muratlarına ererler. Süheyl hem Çin fağfuruna hem de kendi babasına mektup yazarak durumu bildirir ve onların da gönüllerini alır. Hümâm adını verdikleri bir oğulları olur. Süheyl, babasının ısrarlı çağrısı üzerine oğlunu Tûfân tahtına oturtup Yemen’e döner. Babası öldükten sonra tahta geçer ve ülkesini adaletle yönetir.

Aslında psikolojik olarak hikâye ilk vuslatta biter. Vuslat gerçekleştiği için sonraki bütün olaylar ayrıntı gibi kalmaktadır. Bunu bir kurgu zaafı olarak değerlendirmek mümkündür. Süheyl ü Nevbahâr, özetten de anlaşılacağı gibi hem konu hem motifler ve olaylar hem mekân hem de kahramanlar yönünden çift kahramanlı aşk mesnevilerinin hemen bütün özelliklerini barındıran bir eserdir. 14. yüzyıl gibi Anadolu’daki yazılı edebiyatımızın ilk örneklerinin verildiği bir döneme ait olması hasebiyle Türk dili tarihi açısından da son derece önemlidir. Nitekim eserin dili üzerine birçok akademik çalışma (Genç 2003; Ocak 2006; Taş 2010; Akdemir 2011; Gaddar 2012; Altınay 2017) yapılmıştır. Süheyl ü Nevbahâr; Yûsuf u Züleyhâ, Ferhâd u Şîrîn, Leylâ vü Mecnûn gibi Türk edebiyatındaki diğer çift kahramanlı aşk hikâyeleri gibi yaygınlaşmamıştır. Latîfî, Behiştî’nin aynı adda bir eserinden söz etmekteyse de (Canım 2000: 195) elde herhangi bir nüshası yoktur. Süheyl ü Nevbahâr’ın Bekâyî tarafından kaleme alınan mensur bir versiyonu da vardır (Ece 2003).

Cem Dilçin tarafından doktora tezi olarak hazırlanan (1984) Süheyl ü Nevbahâr bilahare yayımlanmıştır (1991). Eserin metni bir yüksek lisans tezi olarak da çalışılmış (Ciğa 2013a), başka bir araştırmacı tarafından da kitaplaştırılmıştır (Cin 2012). Dilçin tarafından neşredilen metin üzerine yapılan bazı değerlendirme yayınlarından da (Tezcan 1994, 1995; Ciğa 2013b; Özçelik 2014) söz etmek gerekir.

Şairin biyografisi için bk. “Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed”. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/hoca-mesud-mesud-bin-ahmed 

Eserden Örnekler


Meşgûl Şuden-i Nakkâş Be-İmâret Kerden-i Sarây

Çü tan atdı gün togmaga tutdı yüz

Süheyl’e nakâş geldi gönli yavuz


Didi nite geçdi şehün gicesi

Dilegi nite oldı vü nicesi


Nakâşa Süheyl eydür iy bilgilü

Eger çâre kılmazsan oldum delü


Ki dün giceye dek gice tanlaya

Çalup ırlar idüm ki ol anlaya


Ünüm işidüben tama agmadı

Girü yini ay bigi uyagmadı


Çü tama agup kimsene bahmadı

Gözüm yaşı yir komadı ahmadı


Nakâş didi ivmek degüldür revâ

Dahı dün gelüpsin sen işbu eve


Bugün ol senün oldugın dilemek

Dahı görmedin ana diş bilemek


Degül maslahat key düriş sabr ile

Ki hâsıl olasıdur iş sabr ile


Otur sen sarâyunda kapular aç

Gelene yiyesi dök ü akça saç


Gele ulu kiçi vü yohsul u bay

Teferrüc kılalar kim oldur kolay


Ki şarda vü ilde yayıla çavun

Ola kim kolayuna düşe avun


Çü bu sözi didi vü oturdılar

Ne kim perde var idi götürdiler


Tamâmet şarun kavmi hep geldiler

Sarâya çü girmege yol buldılar


Er avret ne kim şârun içinde var

Kamu geldiler eyle kim Nev-bahâr


Ana iltifât hîç kılmaz idi

Göreyüm diyü tama gelmez idi


Anar idi anı hep ulu kiçi

Anun sözi tolmış idi şâr içi


Hatunlar anı Nev-bahâr’a öger

Ki bir dahı görebileydük meger


İşidür bilür kim niçündür işi

Ne kendü varur ne viribir kişi


Velî ışk ile tolmış idi tamâm

Delü anı ışk kılmış idi tamâm


Olup idi ol ışk ile bî-karâr

Götürmese kendüzin ana ne var


Onar idi kim fursat olayidi

Anı görmege tama geleyidi


Süheyl'ün dahı bu yana ahvâli

İşid eydeyüm kim ne durur hâli


Bu nesneye dutardı ümmîd ana

Kim ol mâh-rū bir görine bana


Dün ü günin anca figân eyledi

Yaşın seyl gibi revân eyledi


Nakâşa Süheyl eydür iy mihr-i pâk

Eger çâre kılmazsan oldum helâk


Bu resme işümüz eyü olmaya

Turup Nev-bahâr odaya gelmeye


Dirîgâ esirgeyicim yok benüm

Garîblıkda uş ayrılısar cânum


Nideyim bulınmadı bir kimsenem

Ki sile gözüm üzre görürse nem


Çü evvel sen işledün işbu işi

Bu kez ger görürsen revâ iy kişi


Ki gövdem eriye vü yaşum aka

Yarın sen viresin cevâbın Hak’a


Bunı diyüp agladı ol bagrı baş

Oda yandı bî-çâre miskîn nakâş


Özi göyneyüben didi_iy pâdişâh

Elümde ne vardur yâ nedür günâh


Ne çâre kılam bilmezem neyleyem

Bu râzı eyit kim kime söyleyem


Diler isem atası virmeyiser

Dilegün elümüze girmeyiser


Yüzün suyile sabr itmek gerek

Ögüt işidüp anı tutmak gerek


Agır başlu ol yiynicek olma sen

Ki agır baş olur hemîşe esen


Eger diler isen ki işün bite

İleyüne bak gözlemegil öte


Bu ışk işi iy niçe baş yitürür

Çekimez kişinün yükin yitürür


Dahı bir yaramaz anı aldamah

Viribisem altun u kimhâ vü nâh


Atası katından gidermez anı

Teninde anun ile turur cânı


Ne bilem bu derde ne dermân ola

Meger çâre kılıcı rahmân ola (Dilçin 1991: 286-289)

Kaynakça


Akdemir, Yılmaz (2011). Süheyl ü Nevbahâr'ın Gramatikal Dizini, Yüksek Lisans Tezi. Diyarbakır: Dicle Üniversitesi.

Altunay, Nilay (2017). Süheyl ü Nevbahar'ın Söz Varlığı Üzerine Tematik Bir İnceleme. Yüksek Lisans Tezi. Edirne: Trakya Üniversitesi.

Ciğa, Özkan (2013a). Süheyl ü Nevbahâr (Metin-Aktarma, Art Zamanlı Anlam Değişmeleri, Dizin). Yüksek Lisans Tezi. Diyarbakır: Dicle Üniversitesi.

Ciğa, Özkan (2013b). “Süheyl ü Nevbahâr Üzerine Düzeltmeler”. TEKE Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, 2 (4): 230-239.

Cin, Ali (hzl.) (2012). Mes'ûd Bin Ahmed Süheyl ü Nev-Bahâr (Kenzü'l-Bedâyi) -İnceleme-Metin-. Konya: Eğitim Kitabevi.

Dilçin, Cem (1984). Hoca Mes’ûd bin Ahmed, Süheyl ü Nev-bahâr (İnceleme-Metin-Sözlük). Doktora Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi.

Dilçin, Cem (hzl.) (1991). Mes’ûd bin Ahmed, Süheyl ü Nev-bahâr: İnceleme-Metin-Sözlük. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yay.

Ece, Selami (hzl.) (2003). Bekayî - Mensur Süheyl ü Nevbahar (İnceleme-Metin-Sözlük). Ankara: Aktif Yayınevi.

Gaddar, Zeliha (2012). Süheyl ü Nevbahâr'ın Dilbilgisel Özellikleri ve Dizini. Yüksek Lisans Tezi. Denizli: Pamukkale Üniversitesi.

Genç, Neslin Eriha (2003). Süheyl ü Nev-Bahar'daki İkilemeler. Yüksek Lisans Tezi. Mersin: Mersin Üniversitesi.

Ocak, Fatih (2006). Süheyl ü Nevbahâr'daki Kelime Grupları. Yüksek Lisans Tezi. Niğde: Niğde Üniversitesi.

Özçelik, Sadettin (2014). “Süheyl ü Nev-Bahar Üzerine Düzeltmeler.” TEKE Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, 3 (2): 62-79.

Taş, İbrahim (2010). Süheyl ü Nev-bahârda Eskicil Öğeler. İstanbul: Palet Yay.

Tezcan, Semih (1994). Süheyl ü Nev-bahâr Üzerine Notlar. Ankara: Simurg Kitapçılık ve Yayıncılık.

Tezcan, Semih (1995). “Süheyl ü Nev-bahâr Üzerine Notlara Birkaç Ekleme”. Türk Dilleri Araştırmaları, (5): 239-245.

Atıf Bilgileri


Köksal, Mehmet Fatih. "SÜHEYL Ü NEVBAHÂR / KENZÜ’L-BEDÂYİ’ / NEV-BAHÂR U SÜHEYL / SÜHEYL-NÂME (MES’ÛD)". Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü, http://tees.yesevi.edu.tr/madde-detay/suheyl-u-nevbahar-kenzu-l-bedayi-nev-bahar-u-suheyl-suheyl-name-hoca-mes-ud. [Erişim Tarihi: 05 Nisan 2026].


Benzer Eserler

# Madde Yazar Madde Yazarı İşlem
1 FERHENG-NÂME-İ SA’DÎ / TERCÜME-İ FERHENG-NÂME-İ SA’DÎ (MES’ÛD) Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed Dr. Öğr. Üyesi Fatma İmamoğlu
Görüntüle
2 KELÎLE VE DİMNE (MES’ÛD) Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed Prof. Dr. Sadık Yazar
Görüntüle
3 KELÎLE VE DİMNE [MANZUM] (MES’ÛD) Hoca Mes’ûd, Mes’ûd bin Ahmed Prof. Dr. Sadık Yazar
Görüntüle
4 CÂMASB-NÂME (ABDÎ) Abdî, Mûsâ Prof. Dr. Müjgân Çakır
Görüntüle
5 TERCÜME-İ KASÎDE-İ BÜRDE (ABDURRAHÎM) Abdurrahîm, Abdurrahîm Karahisârî, Şeyh Abdurrahîm Karahisârî, Abdurrahîmu’l-Karahisârî, Abdurrahîm Sultân, Abdurrahîm Mısırlı-zâde, Mısırlı-zâde, Mısrîoğlu, Mısrî Sultân Doç. Dr. Bünyamin Ayçiçeği
Görüntüle
6 RİSÂLE Fİ’L-MEBDE’İ VE’L-MA’ÂD (ABDURRAHÎM) Abdurrahîm, Abdurrahîm Karahisârî, Şeyh Abdurrahîm Karahisârî, Abdurrahîmu’l-Karahisârî, Abdurrahîm Sultân, Abdurrahîm Mısırlı-zâde, Mısırlı-zâde, Mısrîoğlu, Mısrî Sultân Öğretmen Ece Ceylan
Görüntüle
7 NEKÂVETÜ’L-EDVÂR (HÂCE ABDÜLAZÎZ) Abdülazîz, Abdülkâdir-zâde, Hâce Abdülazîz, Usta Abdülazîz Doç. Dr. Recep Uslu
Görüntüle
8 DÎVÂN (ADLÎ) Adlî, Sultân Bâyezîd-i Velî bin Fâtih Sultân Mehmed Prof. Dr. YAVUZ BAYRAM
Görüntüle
9 DÎVÂN-I TÜRKÎ (ADNÎ) Adnî, Mahmûd Paşa Dr. Öğr. Üyesi Hulusi Eren
Görüntüle
10 DÎVÂN-I FÂRİSÎ (ADNÎ) Adnî, Mahmûd Paşa Dr. Öğr. Üyesi Hulusi Eren
Görüntüle
11 DÎVÂN (ÂFİTÂBÎ) Âfitâbî Prof. Dr. Yunus KAPLAN
Görüntüle
12 DÎVÂN (ÂHÎ) Âhî, Benli Hasan, Dilsiz Dânişmend Doç. Dr. Osman Kufacı
Görüntüle
13 HÜSREV Ü ŞÎRÎN (ÂHÎ) Âhî, Benli Hasan, Dilsiz Dânişmend Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal
Görüntüle