DÂSİTÂN-I FERRUH U HÜMÂ / KISSA-İ HÜMÂ VÜ FERRUH/ KİTÂB-I FERRUH-NÂME/ TERCÜME-İ FERRUH-NÂME (MEHMED ŞERÎF)
mensur aşk hikayesi
Mehmed Şerîf (d. 964/1557 - ö. 1040/1631)

ISBN: 978-9944-237-87-1


Mehmed Şerîf’in, 1398 yılında Mehmed adlı bir şair tarafından kaleme alınmış olan ve Işk-nâme, Tuhfe-nâme, Ferruh u Hümâ ve Dâstân-i Ferruh ve Hümâ adlarıyla tanınan manzum aşk hikâyesini nesre aktarmak suretiyle meydana getirdiği eser. Bazı nüshalarda ve kaynaklarda Kıssa-i Hümâ vü Ferruh, Kitâb-ı Ferruh-nâme, Tercüme-i Ferruh-nâme gibi isimlerle kaydedilmiş olmakla birlikte, hükümdara sunulan nüshasındaki kayıttan hareketle eserin adı Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ olarak kabul görmüştür.

Sebeb-i telif kısmında verilen bilgilere göre; III. Mehmed bir sohbet meclisinde okuyup beğendiği aşk mesnevisinin (Işk-nâme) nesre aktarılmasını istemiş, Gazanfer Ağa da bu görevi daha önce saray için başka eserler hazırlamış olan Mehmed Şerîf’e vermiştir. Şerîf, 1009 yılı Şaban ayı ortalarında (Şubat-Mart 1601) başladığı müsvedde nüshayı 9 Muharrem 1010/10 Temmuz 1601 tarihinde tamamlayarak saray nakkaşhanesine teslim etmiştir. Eserin burada saray hattatları tarafından yazılıp -muhtemelen- Nakkaş Hasan Paşa tarafından resimlenerek oluşturulan yeni ve nihai nüshası III. Mehmed’e sunulmuştur.

Nihai nüshası 224 varaktan oluşan eser, klasik anlayışa uygun olarak besmele, hamdele, salvele bölümleriyle başlar. Devamında ayrı başlıklar hâlinde III. Mehmed ve Gazanfer Ağa için övgüler yer alır. Sebeb-i telif anlatısından sonra da asıl hikâye başlar. Metinde kırk ikisi hikâye kısmında olmak üzere toplam kırk dört başlık bulunur. Bu başlıkların -biri dışında- tamamı Türkçedir.

Çift kahramanlı bir aşk hikâyesi olan Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ’daki -temelde bir aşk yolculuğu üzerine kurgulanmış olan- olay örgüsü, iç içe geçmiş pek çok mücadele üzerine inşa edilmiştir. Eser, olay örgüsü bakımından kaynak metin olan Işk-nâme ile büyük oranda örtüşmektedir (Hikâyenin özeti için bk. Mehmed, Işk-nâme). Işk-nâme’de hikâye, Nu’mân Şah’ın tahtı oğlu Ferruh’a bırakmasından sonra ettiği nasihatle biterken Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ’da ise söz konusu nasihatten sonra tek bir cümleyle Ferruh ve Hümâ’nın ölene kadar mutlu ve huzurlu bir hayat sürdükleri ve sonunda iyi adlarını yadigâr bırakarak baki âleme göçüp gittikleri belirtilerek tamamlanmıştır. Hikâye, eserin orijinal nüshalarında (İstanbul Üniversitesi ve Topkapı Sarayı nüshaları) bu şekilde tamamlanırken 19. yüzyılda çoğaltılmış iki nüshasında (Sadberk Hanım ve Berlin Kütüphaneleri) yaklaşık 110 varaklık bir eklemeyle genişletilmiştir. Orijinal hikâyede yaşadığımız dünyanın sınırları ve imkânlarıyla uyumlu olarak tasarlanmış kahramanlar, yine bu dünyanın şartlarına uygun bir şekilde kurgulanmış zaman ve mekân algısı çerçevesinde üretilmiş olay örgüsü mevcuttur. Buna karşın eklenen kısımda Hz. Süleymân, Hızır, periler, cinler, büyücüler, devler, devasa kuşlar, Kaf Dağı, Câbülkâ, Sâbülkâ gibi olağanüstü şahıslar ve mekânların dâhil olduğu masalsı bir atmosfer hâkimdir.

Söz konusu eklemelerde kahramanlar, ülkelerine dönmeden hemen önce bir deniz yolculuğunda fırtınaya yakalanarak Bahr-ı Latin’e sürüklenirler. Cinâniyye Adası’nda büyücülerle mücadele ederler. Tam onlardan kurtuldukları sırada bir ifrit Hümâ ve Hürrem’i kaçırır. Onları kurtarmak isteyen Ferruh ve Dil-güşâ, daha önce Nu’mân Şah’ın vermiş olduğu Ankâ tüyünün yardımıyla -Hz. Süleymân’dan izin isteyerek vatanı Kaf Dağı’nı ziyaret etmek için yola çıkmış olan- Ruh kuşunun üzerine binerek Ahmîm Adası’na gelirler. (Bu noktada anlatıya, ana olay örgüsündeki bazı kişilerle akrabalık ilişkileri bulunan yeni şahıslar ilave edilmiş ve onların hayat hikâyeleri aktarılmıştır.) Adada esir tutulan bu kişileri de kurtardıktan sonra hep birlikte Ruh kuşunun sırtında yollarına devam ederler ve uzun bir yolculuktan sonra Hümâ ve Hürrem’i kurtarırlar. Tutsakların kaçışından haberdar olan Kahhâr-ı Tinnîn-ten’in takibinden Hızır’ın yardımıyla kurtulurlar. Hızır, kahramanları Câbülkâ’ya götürür ve kahramanlar arasındaki birbirini seven üç çifti nikâhlar. Hızır’ın isteğiyle kahramanları misafir eden Müştak, âşıklara nasihat eder. Konuşması esnasında, -bütünlüklü bir- Yûsuf ve Züleyhâ kıssasını anlatır. Daha sonra Hızır’ın rehberliğinde insanoğlunun yaşadığı dünyaya gitmek üzere yola çıkarlar. Kâf diyarına ait birçok acayiplik gördükleri bir yolculuktan sonra Bahrân adında bir mağaradan geçerek Ferame şehrine gelirler ve gelişlerini Nu’mân Şah’a haber vererek burada Husbân Şah’ın misafiri olurlar. Sonrasında babalar ve oğullar kavuşurlar. Nu‘mân Şâh yerine oğlu Ferruh’u geçirir. Kâmil de vezirliği oğlu Hürrem’e bırakır. Kendileri de köşelerine çekilip ibadetle meşgul olurlar.

Berlin Kütüphanesindeki nüshada, kahramanların Bahrân mağarasına girişinden sonra -muhtemelen hikâyeyi biraz daha uzatmak amacıyla- anlatı farklılaşmıştır. Hızır’la birlikte mağaraya giren kahramanlar, içeride Âd kavmi tarafından inşa edilmiş olan Esîm puthanesiyle Hz. Hûd’un kabrini görürler. Ölümsüzlük suyuyla dolu bir havuzda yıkanarak her biri on sekiz yaşında gence dönüşürler. Sonra Hızır’ın yönlendirmesiyle mağaradan çıkarlar ve kendilerini Ferâme şehrinde bulurlar. Kahramanlar başlarından geçen maceraları Husbân Şâh’a anlatırken hikâye aniden biter (Gürbüz vd. 2017: 76-94).

Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ ile kaynak metin olan Işk-nâme arasındaki sıkı ilişki; olay örgüsü, kahramanlar, mekânlar, motifler vb. üzerinden gözlemlenebilmektedir. Bununla birlikte, Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ’da Işknâme’den -kimi zaman olduğu gibi, kimi zaman da az ya da çok değiştirilerek- alınmış çok sayıda beytin bulunması, eserler arasındaki ilişkiyi somutlaştıran asıl husustur. Bu benzerliklerden hareketle Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ, Işk-nâme’nin tek nüshasındaki yaprak kopmalarından kaynaklanan eksikleri tamamlama imkânı vermektedir.

Mehmed Şerîf, kendisine sade yazması beklentisiyle sipariş edilen eserin dilinin ve üslubunun nasıl olacağı konusunda bilinçli bir tavır takınarak eserin başındaki sebeb-i telif anlatısında bu tutumunu açıkça belirtir. Söz konusu ifadelerinden yazarın Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ’yı, “süslü eserlerden hoşlanmayan, basit, hemen kavranabilir ve sözü uzatmayan öyküleri tercih eden” hamisi III. Mehmed’in beklentilerine uygun olarak “edâ-yı vâzıh ve beyân-ı rûşen” yani açık ve kolay anlaşılır bir üslupla yazdığı anlaşılmaktadır (Gürbüz ve Durmuş 2017: 153).

Mehmed Şerîf, sebeb-i telif bölümünde dil içi aktarım yöntemi hakkında da bilgi vermiştir. Buradaki ifadelerinden ve eser üzerine yapılan incelemelerden Şerîf’in asıl metne bağlı kalarak birebir çeviri/aktarım yapmadığı, bu konuda oldukça serbest davrandığı görülmektedir. Bu çerçevede Şerîf’in eserinin girişinde de belirttiği üzere Işk-nâme’deki kullanımdan düşmüş kimi sözcükleri çıkarıp yerlerine o gün dolaşımda olan sözcükleri kullanmak suretiyle eserin kelime kadrosunu güncellediği, yetersiz gördüğü şahıs ve mekân tasvirlerini, olay anlatımlarını zenginleştirdiği dikkati çekmektedir. Şerîf ayrıca geleneğe uygun olarak anlatıma canlılık katmak amacıyla metnin içerisine; çoğunluğu Işknâme’den alınmış olan, ayrıca bazıları bizzat Mehmed Şerîf’e, bazıları da Âgehî, Âhî, Ahmed Paşa, Bâkî, Behiştî, Câmî, İstanbullu Dervîş, Emrî, Fuzûlî, Hâfız, Hayâlî, Kâmî Mehmed Efendi, Mihrî Hatun, Nev‘î, Revânî, Selmân-ı Sâvecî, Şeyhî, Şûrî-i Meczûb, Zâtî gibi şairlere ait olan şiirler ya da şiir parçaları ilave etmiştir (Gürbüz ve Durmuş 2017: 35, 110).

Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ’nın temelde biri müsvedde nüsha [(Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan Kitaplığı, nr. 1484 (154 vr.)], diğeri hükümdara sunulan nihai nüsha [(İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, nr. T 1975 (224 vr.)] olmak üzere iki nüshası mevcuttur. Nihai nüshada 34 resim yer almaktadır. Bu resimlerle Mehmed Şerîf’in çizilecek resimlerin nasıl olması gerektiği ile ilgili nakkaşı yönlendirmek üzere müsvedde nüshanın sayfa kenarlarına düştüğü notlar, klasik dönemde kitapların resimlenmesi sürecinde metin-resim-yazar-ressam ilişkileri bağlamında sanat tarihi çalışmaları için önemlidir (bk. Gürbüz ve Durmuş 2021). Eserin bunlardan başka, bazı eklemelerle genişletilmiş ve muhtemelen 19. yüzyılda çoğaltılmış iki nüshası [Sadberk Hanım Müzesi Kütüphanesi, Hüseyin Kocabaş Yazmaları, nu. 514 (251 vr.) ve Berlin Devlet Kütüphanesi (Staatsbibliothek zu Berlin), Ms. or. fol. 4061 (213 vr.)] daha bulunmaktadır. Son iki nüsha, ana olay örgüsü bakımından asıl hikâyeye bağlı olmakla birlikte sonlarına yapılan çeşitli eklemelerle hem önceki nüshalardan hem de birbirlerinden ayrılmışlardır.

Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ’nın müellif hattı ile yazılmış olan müsvedde nüshasının yarısı üzerine bir yüksek lisans tezi hazırlanmıştır (Namoğlu 2013). Eserin yukarıda zikredilen bütün nüshalarından yararlanılarak hazırlanan tenkitli metni ise inceleme ve tıpkıbasımıyla birlikte yayımlanmıştır (Gürbüz vd. 2017).

Mehmed Şerîf’in biyografisi için bk. “Mehmed Şerîf”. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/mehmed-serif 

Eserden Örnekler


Hümâ Ferruhı Düşinde Görüp Âşık Olduğıdur

Râvî eydür bir gün Hümâyûn Şâhun kızı Hümâ-yı nâzenîn sarây-ı dil-güşâsında birkaç meh-pâre duhterler ile îş ü işret iderken şevk-i şa‘b ile şarâb-ı nâbdan mest ü harâb olup câme-hâb-ı harîr üzre hâba vardı. Gül-ruhların semen üzre bırağup sünbüllerin perîşân ve nergis-i bîmârların ser-girân kıldı. Bir vakt-i latîf ve sâ‘at-i mübârekde şekker-hâb idicek havâss u meşâ‘iri tasarrufdan kalup şeh-bâz-ı revânı evc-i âlem-i misâle pervâz eyleyüp bir aceb vâkı‘a gördi.


Düşinde gördi bir kasr-ı mu‘azzam

Der ü dîvârı pür-nakş u murakkam


Öninde eylemişler havz-ı zîbâ

Suyı Kevser kenârı serv-i Tûbâ


İçinde oturur bir bedr-i kâmil

Ki bağlar zülfi hurşîde selâsil


Yüzi aksi bülûr üstine düşmiş

Kamusı reng almış la‘le dönmiş


Teni lutfı virürdi şu‘le bî-tâb

Sanasın havz tolmış idi sîm-âb


Tozardı saçlarından misk ü anber

Gül-âb olmış izârından çıkan der


Hümâ kıldı teferrüc çün bu hâli

Gözinde kalmadı illâ hayâli


Hümâ düşinde böyle bir cemâl-i bâ-kemâl sâhibi nev-cevân göricek âşık olup âteş-i ışkı cânına od yakdı. Uyanup âh u vâh itdi. Cihân nev-cevânlarına kat‘â meyl itmeyüp er kısmına zerre kadar iltifât itmeyen Hümâ pâk âşık olup zârî zârî inlemege başladı. Âyâ bu gördügüm âdem midür perî midür ne belâ-yı nâ-gehânî vü kazâ-yı âsmânîye uğradum diyü dilinde bu fehvâyı tekrâr iderdi.


Hümâ-yı evc-i istiğnâ iken ben

Aceb nakş ile düşdüm dâm-ı ışka


Katı yüksekde pervâz eyler idüm

Beni indürdi devrân bâm-ı ışka


Ol gün niçe zamân mütefekkir ü hayrân ve zâr u ser-gerdân oldı. Ne râz-ı derûnın açmağa ikdâm idebilürdi ve ne âteş-i ışkı ketm ü def‘e kâdir olabilürdi. Îş ü işretden ferâgat idüp hem-zâdı olan kızlar ve hem-râzı bânûlar ile sohbetden el çeküp uzlet ü halvet ihtiyâr itdi. Bir iki günde bâğ-ı cemâline ihtilâl ve mizâc-ı nâzükine i‘tilâl gelüp gül-i sûrî gibi ârızı gülleri sararup soldı.


Cemâli pertevinde kalmadı nûr

Gözi kan buludından dökdi yağmur (Gürbüz vd. 2017: 224-225)  

Kaynakça


Gürbüz, Mehmet, T. I. Durmuş, İ. Atik Gürbüz ve M. Durmuş (2017). Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ (Ferruh ile Hümâ: Mutlu Sonla Biten Bir Aşk Serüveni). (ed. Mehmet Gürbüz). Ankara: KTB Yay.

Gürbüz, Mehmet ve T. Durmuş (2017). “Nazımdan Nesre Anlatımın Dönüşümü: Dâsitân-ı Ferruh u Hümâ Örneği”. Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi (19): 147-168.

Gürbüz, Mehmet ve T. Durmuş (2022). "Işk-nâme / Tuhfe-nâme / Ferruh-nâme / Ferruh u Hümâ / Dâstân-ı Ferruh ve Hümâ (Muhammed)". Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü.

Namoğlu, Zeynep (2013). Şerîf Mehmed'in Mensur Ferruh u Hümâ Hikâyesi [İnceleme-Metin (76b-154b)]. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Yıldız Teknik Üniversitesi.

Tezcan, Semih (2015). “Muhammed/Mehmed”. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/muhammed-mehmed [Erişim tarihi: 01.06.2021]

Atıf Bilgileri


Durmuş, Tuba ve Mehmet Gürbüz. "DÂSİTÂN-I FERRUH U HÜMÂ / KISSA-İ HÜMÂ VÜ FERRUH/ KİTÂB-I FERRUH-NÂME/ TERCÜME-İ FERRUH-NÂME (MEHMED ŞERÎF)". Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü, http://tees.yesevi.edu.tr/madde-detay/dasitan-i-ferruh-u-huma-kissa-i-huma-vu-ferruh-kitab-i-ferruh-name-tercume-i-ferruh-name-mehmed. [Erişim Tarihi: 27 Şubat 2026].


Benzer Eserler

# Madde Yazar Madde Yazarı İşlem
1 TERCÜME-İ MÜNÂZARA-İ TÛTÎ VÜ ZÂĞ (MEHMED ŞERÎF) Mehmed Şerîf Prof. Dr. Sadık Yazar
Görüntüle
2 TERCÜME-İ ED-DÜRRÜ'L-MUNAZZAM FÎ SIRRÎ İSMİ'L-A'ZAM/TERCÜME-İ MİFTÂH-I CİFRÜ'L-CÂMÎ' VE MISBÂHU'N-NÛRİ'L-LÂMİ' (MEHMED ŞERÎF) Mehmed Şerîf Prof. Dr. Sadık Yazar
Görüntüle
3 TERCÜME-İ MESÂLİKÜ’L-MEMÂLİK (MEHMED ŞERÎF) Mehmed Şerîf Prof. Dr. Sadık Yazar
Görüntüle
4 MENÂKIB-I ŞEYH BURHÂNEDDÎN (MEHMED ŞERÎF) Mehmed Şerîf Prof. Dr. Sadık Yazar
Görüntüle
5 NAKÎBÜ’L-EŞRÂF DEFTERİ (MEHMED ŞERÎF) Mehmed Şerîf (ö. 1040/1631) Prof. Dr. Sadık Yazar
Görüntüle
6 LEMEZÂT-I HULVİYYE EZ LEMEÂT-I ULVİYYE (MAHMUD CEMALEDDİN HULVÎ) Mahmud Cemaleddin el-Hulvî Diğer Özlem Şamlı
Görüntüle
7 AHBÂRÜ’L-'İBER (ZA’ÎFÎ, MUHAMMED) Za'îfî, Muhammed Doç. Dr. Necmiye Özbek Arslan
Görüntüle
8 KIRK HADİS TERCÜMESİ (FEYZÎ-İ KEFEVÎ) Feyzî-i Kefevî Prof. Dr. Adem Ceyhan
Görüntüle
9 ZÜBDETÜ'N-NESÂYİH VE UMDETÜ'T-TEVÂRÎH (IYÂNÎ) Iyânî, Cafer Iyânî Bey Prof. Dr. Osman Ünlü
Görüntüle
10 RÂZ-NÂME FÎ MENÂKIBİ'L-ULEMÂ VE'L-MEŞÂYİH VE'L-FUZELÂ (KEFEVÎ HÜSEYİN) Kefevî, Hüseyin ismail Aksoyak
Görüntüle
11 ES-SEYFÜ'L-MESLÛLÜ FÎ ŞERHİ'R-RESÛLİ (MUSTAFA b. BÂLÎ) Mustafa b. Bâlî Araş. Gör. Oğuzhan Et
Görüntüle
12 HADÎS-İ ŞERÎFLER MECMUASI (MUSTAFÂ b. BÂLÎ) Mustafâ b. Bâlî Araş. Gör. Oğuzhan Et
Görüntüle
13 HÂŞİYE ALÂ ŞERHİ MİFTÂH (MUSTAFA b. BÂLÎ) Mustafâ bin Bâlî Araş. Gör. Oğuzhan Et
Görüntüle
14 TUHFE-İ ŞEMSÎ (ŞEMSÎ) Şemsî, İsfendiyar-zâde Şemsî Ahmed Paşa Prof. Dr. Yunus KAPLAN
Görüntüle
15 KARAMAN-NÂME (ŞİKÂRÎ) Şikârî Araş. Gör. Mizan Coşkun Özgür
Görüntüle