- Yazar Biyografisi (TEİS)
Hatîb, Molla Muhtâr Efendi - Madde Yazarı: Ismail Aksoyak
- Eser Yazılış Tarihi:1245/1829
- Yazıldığı Saha:Irak - Suriye
- Edebiyat Alanı:Yazılı Edebiyat / Divan Edebiyatı
- Dönemi:19. Yüzyıl
- Dili:Türkçe
- Alfabesi:Arap
- Yapısı:Manzum-Mensur
- Niteliği:Telif
- Türü/Formu:Tezkire
- Yayın Tarihi:03/03/2022
TEZKİRE-İ ŞU'ARÂ-YI BAĞDÂD (HATÎB)
tezkire/biyografiHatîb, Molla Muhtâr Efendi (d. 1181/1767-68 - ö. 1220/1805-06)
ISBN: 978-9944-237-87-1
Şair Hatibi tarafından yazılan ve Bağdat şairlerini içine alan tezkire. Tezkire yazarı Hatibî hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Sadece Şehreban köyünden olduğunu ve hocası olan köyünün hatibinden ders aldığını, şiire ve sanata meraklı bir aileye mensup olduğunu biliyoruz. Hatîb, Tezkire-i Şu'arâ-yı Bağdâd adlı eseriyle tanınmıştır.
Eser, yalnızca 74 kişinin hayatı hakkında bilgiler içermesine rağmen pek çok özgünlük taşımaktadır. Hatibî, eserini önsöz, fetih babası olarak nitelediği Davut Paşa, şairler bölümü, özür dileme ve kaside gibi başlıklarla sunar. Bağdâd’taki Türk kültür hayatına büyük katkıları bulunan vali Dâvud Paşa Hatibî'nin şöhretini duyar; kendisinden Türk şairlerine dair bir tezkire yazmasını teklif eder. Bu hususu Hatîbî şöyle açıklamaktadır: “Türkî şu’arâyı cem’ ve terceme ile bir tezkire inşâ ve tertibini bu âciz-terîn-i memlûkâne emr u fermân buyurmakla ızhâr-ı icâbet ve ibrâz-ı ta’ahhüd ve itâ’at eyledim.”. Dâvud Paşa’nın bu teklifi, Hatîbî tarafından manzum olarak da şöyle ifade edilmektedir: "Türkice bir Tezkire inşâsını fermân idüp / İşbu abd-i nâ-tüvâna ol meh-i burc-ı me’âl" Tezkiresini 1245/1829 senesi tamamlar.
Klasik biyografi geleneğine göre hamilik, yani yazarı ve şairi maddi manevi destekleyen bir kişi hakkında özel olarak başlıkta böyle bir yer ayrılması oldukça dikkat çekicidir. Özellikle özür dileme yazısı anlamına gelen “itizarname” de genellikle mensur eserler için değilse de daha çok mesnevi kitaplarında bulunan bölümleri hatırlatır. Davut Paşa (1774-1851), 1816 yılında vali olmuş ve 15 yıl bu görevini sürdürmüştür. Sadece asayişi düzeltmekle kalmamış, imalathaneler açtırarak sanayi ve tarımı geliştirme çabalarına girişmiştir. Hatibî’nin göndermelerinde de görüldüğü üzere kendisi sanatın ve sanatçıların da hamiliğini yapmış bir kişiliktir. Onun bu çabaları dönemin Arapça kaynaklarına da yansımıştır. Hatibî’ye böyle biyografik bir kitap yazmasını da öneren Davut Paşa’dır. Müellif, onun kendisine tezkire yazması konusunda ilettiği manzum teklifini eserine almıştır.
Eserdeki 74 kişilik şair biyografisine Davud Paşa ile aynı zamanda şair olan Hatibî de eklenirse bu sayı 76’ya çıkar. Aslında Hatibî, eserinde soy sop, akraba ve hoca öğrenci ilişkilerini de kayıt altına almayı sevdiğinden her biyografi aynı zamanda 5-10 kişinin biyografisini kaplar. Bu bakımdan eserinde, 76 değil dolaylı olarak neredeyse 300 kişinin hayatına atıfta bulunur.
Hatibî’nin eseri, diğer biyografik kaynaklardan farklılıklar gösterir. Osmanlıdaki hamilik geleneğinin son temsilcilerinden olan Davut Paşa’nın bir biyografik eserin başında yer alarak taltif edilmesi oldukça ayrıcalıklı bir durumdur. Davut Paşa’nın biyografisinden başlayarak Hatibî kendisine bir biyografi modeli benimser ki bu model geleneksel biyografik modellerinden biraz daha farklı olarak bazı hususlara daha fazla özen gösteren elit bir bakış açısını içerir. Örneğin Davut Paşa maddesinden başlayarak onun görevi, hasletleri ve sanatçı yönü başlık hâlinde bildirilir. Bu tutum diğer biyografilerde de devam eder. İlk biyografi sahibi Esat Efendi önde gelen kâtiplerden olup erdem ve bilgi sahibidir. İkinci biyografi sahibi Ahmet Paşa, Musul valisi olup bilgi sahibi birisidir. Mesela 24. sıradaki biyografi sahibi Salih Efendi, Musul divan kâtibi olup bilim ve erdem kaynağıdır.
Hatibî’nin eseri, biyografik bilgilerde farklı yönleri ön plana çıkarması ile de dikkat çekicidir. Yazar diğer tezkirelerdekine benzer biçimde, kişilerin doğum yılı üzerinde çok durmaz. Onun dikkat ettiği bilgiler şairin milliyeti, peygamber soyundan gelip gelmediği ve özellikle şairin babası veya sülalesidir. Tezkirede Arap, Fars ve özellikle de Gürcü topluluklarından olanların sayısının fazlalığı dikkat çeker. Gürcü Cehdi Abdullah Ağa, Gürcü Mirza Muhammed Debir, Gürcü Abdullatif Ağa, Gürcü Sami Muhammed Bey, Gürcü İnayetullah Ağa, Gürcü İdris Ağa’nın oğlu, Gürcü Neşet Ahmed Ağa tezkirede madde başı olan şairlerdir. Hatta Müftü Ebu Bekir Efendi’nin biyografisinde de Farsça, Türkçe ve Arapça şiir yazabildiğinden söz ederek dört dilde yeteneğinden söz eder. Kişinin seyyit olup olmadığı “Sadattan Seyyid Ahmed Efendi” şeklinde belirtilir. Sülalelerde hangi şehirden olduklarına kadar kaydedilir. Erbilli meşhur Hariszadelerden, Fahrizadelerden Fahrizade Süleyman Bey, Barutçuzadeler, (Barutçuzade Ömer Efendi’nin torunu), Hamamcızade demekle bilinen ifadelerle kişinin sülalesi belirtilir. Ayrıca Bendinci sülalesi ve o sülaleden yetişen şairler eser boyunca birçok kez geçer. Bunların yanında halktan insanların babaları ve meslekleri de kaydedilir. Mesela Bağdatlı nalbant Üstat Emin’in oğlu, Hatipzade Mustafa Efendi’nin kahyası, Mardinli Abdullah Efendi’nin oğlu gibi tanımlamalar görülür. Erbil gibi büyük yerlerin yanında Bağdat’ın köy isimleri de geçer. Köysancaklı, Şehreban, Bağdat’ta Fezaniye karyesinden gibi yer adları bu konuda birkaç örnektir. Ayrıca tezkiresine aldığı şahsın akrabası daha önceki biyografilerde geçmişse, “nun” veya “mim” harfinde zikredilen filanın oğludur veya akrabasıdır gibi göndermelerde bulunur. Meslek grubu da vali, kadı gibi üst düzey bürokratların yanında çoğunlukla divan kâtibi, kâtip, mektebdar gibi kişilerden oluşur.
Görüldüğü gibi Hatibî Türk, Arap ve Gürcü pek çok topluluktan söz eder. Bunları sülalesi, mesleği ve yeteneğine göre anlatır. Bu unsurlar arasında Türkçe başta olmak üzere çokça Arapça ve Farsça şiirlerinden örnekler verir. Türkçe dışındaki şiirlere yer vermede Ahdî’den daha fazla bir orana sahiptir denilse yeridir. 74 biyografiden 10 kadarı hariç hemen hepsinde -kimi Hatibî’ye ait olmak üzere- 64 şairin Arapça ve Farsça yazdıkları gazeller ve mısralar yer alır. Ahdî de diğer biyografik yazarlardan farklı olarak eserinde 43 şairin Farsça yazdığını, 11 şairin her üç dilde de yazdığını ve 23 şairin de Acem asıllı olduğunu ifade eder. Buna rağmen, Hatibî kadar Arapça ve Farsça şiire yer vermez. Hatibî’nin Türkçe, Arapça ve Farsçayı o dillerde eser verenlerin edebî zevklerini ölçebilecek kadar bilen bir kişi olması, tezkire yazarları arasında oldukça büyük farklılık oluşturur. Diğer farklılık ise aynı bölge şairlerinin iç içe geçmiş şairlik ilişkileridir. Bu bağlamda “Kim kimi üstat kabul etti?”, “Kim kime nasıl benzer şiir yazdı?” tezkire sahibinin kaydetmekten zevk aldığı hususlardır. Kendisi de şair olan Hatibî’nin eseri, bu ilişkiler ağının tam ortasında bulunmasının yanında dar bir bölgedeki şiir hareketliliğini de ne derece yakından takip ettiğini de gösterir.
Tezkire-i Şu’arâ-yı Bağdâd, dil bakımından ağdalı ve ağır bir üslupla yazılmıştır. Gerek mukaddimede ve gerekse şairlerin biyografilerinin anlatımında Arapça, Farsça bazı beyit, mısra, müfred, kelâm-ı kibâr, âyet ve hadislerden iktibaslara sık sık yer verilmiş olması bu sonucu doğurmuştur. Ayrıca Bağdat valisi tarafından böyle bir kitabın hazırlanmasının istenmesi, eserin metninde daha sanatlı bir dilin kullanmasını gerektirmiştir. Çünkü, Dâvud Paşa’nın kendisi Hâkim mahlasıyla şiirleri olan bir şahsiyettir.
Hatibî, Tezkire-i Şu’arâ-yı Bağdat’taki şair biyografileri vermekle kalmayıp günümüzden iki yüz yıl önceki Bağdat’ta şairleri, şairler arası ilişkileri, akrabalıkları onların Türkçe yanında Arapça ve Farsça şiirlerinden örnekler sunan önemli bir kaynaktır.
Tezkire-i Şuarâ-yı Bağdâd’ın, Medîne-i Münevvere’de Ârif Hikmet Kütüphânesi’nde 901/63 numarada kayıtlı nüshası ile Bağdâd’ta el-Müthafü’l-Irâkî, Kayıt No.: 8764 numarada olmak üzere iki nüshası Mehmet Akkkuş tarafından tespit edilip yayımlanmıştır (2008).
Yazarın biyografisi için bk. "Hatîb, Molla Muhtâr Efendi". Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/hatib-molla-muhtar-efendi
Eserden Örnekler
ZİKR-İ DİHKÂN-I MAÂRİF-İ BÎ-İNTİHÂ CEHDÎ ABDULLÂH AĞA
Mûmâileyh aslen Gürcü ve vatanen Bağdâd-ı Dârü’s-selâm ahâlîsinden İdris Ağa’nın mahdûm-ı edeb-endûdu olup “Sebeb-i rif'at olur ilm ü edeb” mısrâına ittibâen bir zikr-i maârif olmak kasdıyla zemîn-i tahsîle tohm-efşân-ı ihtimâm oldukda, ebyârı, füyûzât-ı Feyyâz-ı Kird-gârî ile kiştzâr-ı tabından ser-zede-i mezraa-i iştihâr olan sünbüle-i hoş-nümâ-yı eş’âr, zîb-i ser-şîşe-i i’tibâr olmakla, her ibâresi çerâgâh-ı âhuvân-çîn-i nikât ve her mazmûnu mecma-ı murgân-ı maânî vü kinâyâtdır.
Zülâl-ı lafzına leb-teşne çeşme-i hayvân
Hat-ı müselseline pây-bend-i rûh-ammâr
Bağdâd-ı cennet-âbâd muzâfâtından Hacıkara karyesi temlîki olduğundan, ağleb-i evkât u eyyâm ve ekser şuhûr u a’vâmı anda güzerân olurdu. Bir tarîk ile, âmed ü şodî hengâmında tarîkı Şehrebân karyesine düştüğünden nâşî ânifü’z-zikr pederim Hatîb-i lebîbin hânesinde misâfir olup, miyânelerinde tarafeynden râbıta-i muhabbet, istihkâm-pezîr olmuşdu. Bir dem-i fîrûz ve sâat-i tarab-endûzda bâb-ı münâvebe keşfine ibtidâr itdikde peder-i merhûm,
Cem-i sîme cehd-bâ-cehd eyle zîrâ şimdilik
Bir şaîre şi’ri almazlar bunu tahkîk bil
müfred-i letâfet-edâsını irticâlen der-miyân itmekle, kendisi dahi bu gûne cevâb-ı bâ-sevâb gürîz eyledi: Bir şa’îre nâ-ehildir almayan şi’ri Yoksa ehl-i genc-i sîm ile ider şi’ri harîd Doğrusu, nazmı makbûl ve tahsîn-i ekâmile meşmûl idi. Cümleden, bu mîve-i şîrîn-güvâr şâhice-i kalem-i pür-esmârındandır.
Âh kim ol bî-vefâ âşıklara mâil değil
Lutfuna üftâde vü bî-çâreler nâil değil
Ger rakîbiñ maksadı hâsıl olursa neyleyem
Âşıkın aslâ niyâz u matlabı hâsıl değil
Zehr-i hicrân sâatile n’ola te’sîr eylese
Kim helâhil Cehdiyâ anın gibi kâtil değil
İmâme-i sübha-i makâl olan merhûm Es’ad Efendi’nin mevâde-i elsine-i enâm u âsyâb-ı efvâh-ı hâs u âmmda mütedâir,
Rûyundaki hâlet gül-i sâğarda bulunmaz
Ağzındaki lezzet leb-i kevserde buluhmaz
gazel-i dil-güşâsına bir güzel nazîre-i dil-rübâ terkîm itmiş. Ol akîle-i nâz u dûşîze-i i’câzın ba’zısı budur. Hüsnündeki tâbiş meh-i enverde bulunmaz La’lindeki revnak gül-i ahmerde bulunmaz Kaddinde olan şîve-i reftâr Efendim Ne Tûbâ-i Cennet’de ne ar’arda bulunmaz
Altmış üç sene harmen-i ömrü, beyâbân-ı hayâtda kalıp, dolab-ı düvâzdeh-i pür-avâm, mezâri’-i eyyâm üzre delv-i mihr ü mâh ile 1213/(1798) defa devrân etdiği târîhinde perde-i seylâb-ı memât oldu.
Bu meclis-i münâsıfe-âmîz-i âlemin
Değmez neşât-ı vuslatı hüzn-i vedâına
Nâbî murâd-ı âlem fânî değil sezâ
Halkın niyâzına feleğin imtinâına (Akkuş 2008 :71).
Kaynakça
Akkuş, Mehmet (2008). Hatîbî, Tezkire-i Şu’arâ-yı Bağdat. Ankara: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay.
Aksoyak, İ. Hakkı (2019). "İki Yüz Yıl Önce Bağdat'ta Millet ve Dil Mahşeri". Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları Dergisi [ESTAD] 2 (1): 103-108.
Nuvvâr, Abdulaziz Süleyman (1968). Davud Paşa Vâli-i Bağdat. el-Kâhire: Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî.
Solmaz, Süleyman (2005). Ahdî ve Gülşen-i Şuarası. Ankara: AKM Yay.
Terzibaşı, Atâ (1963). Kerkük Şairleri. C. 1. Bağdat: Zaman Basımevi. 4-5.
Atıf Bilgileri
Benzer Eserler
| # | Madde | Yazar | Madde Yazarı | İşlem | ||
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | DİVAN/GAZELİYAT (BASÎRÎ) | Basîrî, Halîl Efendi | Araş. Gör. Bünyamin Tetik |
Görüntüle | ||
| 2 | [DÎVÂNÇE] (FÂ'İZ) | Fâ'iz, Abdülkâdir Fâ'iz Tâlebânî | Doç. Dr. Gülçiçek Akçay |
Görüntüle | ||
| 3 | RAVZATÜ’Ş-ŞU’ARÂ (HÂVÎ) | Hâvî, Resûl Efendi | Prof. Dr. Beyhan KESİK |
Görüntüle | ||
| 4 | TÂRÎH-İ DEVHATÜ’L-VÜZERÂ VE ZEYL-İ GÜLŞEN-İ HULEFÂ (HÂVÎ) | Hâvî, Resûl Efendi | Prof. Dr. Beyhan KESİK |
Görüntüle | ||
| 5 | MECMÛ’A (KÂBİL) | Kâbil, Muhittîn | Prof. Dr. Beyhan KESİK |
Görüntüle | ||
| 6 | DÎVÂN (KÂSIMÎ) | Kâsımî, Kerküklü | Doç. Dr. Gülçiçek Akçay |
Görüntüle | ||
| 7 | DİVANÇE (MEHMED MİHRÎ) | Mehmed Mihrî, Kerküklü | Doç. Dr. Gülçiçek Akçay |
Görüntüle | ||
| 8 | KITLIK KASİDESİ (NAKŞÎ) | Nakşî, Abdülkâdir d. ?/? - ö. 1296/1878-79'dan sonra) | Doç. Dr. Nagehan Uçan Eke |
Görüntüle | ||
| 9 | HİCİV-NAME (NÂMÎ) | Nâmî, Molla Abdullah Efendi | Doç. Dr. Gülçiçek Akçay |
Görüntüle | ||
| 10 | DÎVÂN (OSMÂNÎ) | Osmânî, Osmân Ağa | Doç. Dr. Gülçiçek Akçay |
Görüntüle |